Travmaların buluşturduğu İki İnsanın hikayesi: “Kozmik Yaralar”

Siyah Beyaz ve Renkli Tiyatro, gerek konusu gerekse adıyla oldukça ilgi çekici bir oyunla sezona devam ediyor: Kozmik Yaralar. Travmaların buluşturduğu iki insanı konu alan bir aşk hikayesi… Daha önce Türkiye’de hiç sahnelenmemiş olan Lucie Lue’nun “Brilliant Traces” oyununu evrensel ve modern bir yaklaşımla sahneye taşıyan SBR, her insanın yaşamında olabilecek “ışıklı izlere” dair bir dokunuş yapıyor.

Çağrı Şensoy ve Güneş Sayın’ın yönetmenliğini yaptığı, Miray Beşli Çapa ve Yusuf Akgün’ün rol aldığı oyun; 29 Mart’ta Sahne Beşiktaş’ta prömiyerini yapacak. Kozmik Yaralar ekibi ile oyuna ve tiyatro dünyasına dair derin bir sohbet gerçekleştirdik…

Oyunun adı çok ilginç… “Kozmik Yaralar” ne demek, kozmik yaradan kasıt nedir?

Miray: “Kozmik Yaralar” her insanın içindeki kendine özgü, kanayan yaraları. Oyunda Henry ve Rosanna’nın yaraları ele alınıyor. Geçmişlerinde yaşadıkları, onlara acı veren ve onları bugüne taşıyan yaralar. Bu yaralar kozmik bir şekilde onları birbirine bağlıyor.

Yusuf: Kozmik Yaralar, aslında oyunun orijinal adının Brilliant Traces olmasından ileri geliyor. “Trace” “iz” demek ama “yara” kelimesini de simgeliyor. Oyunu bütünüyle değerlendirip, beyin fırtınası yaparken hepimizin ortak noktada anlaştığı ve gerçekten benimsediği isim; “Kozmik Yaralar” oldu.

Siyah Beyaz ve Renkli Tiyatro olarak bu sezon ikinci yeni oyunla karşımıza çıkmaya hazırlanıyorsunuz. SBR atağa geçti diyebilir miyiz?

Çağrı: Aslında henüz diyemeyiz çünkü yeni sezonda 4 oyun hazırlığımız var… Bakalım. Bizi çalışmak kurtarır.

kozmik-yaralar-sbr-tiyatro-miray-beşli-çapaKozmik Yaralar’da nasıl bir konu bekliyor izleyiciyi?

Miray: Rosanna, tam evleneceği sırada her şeyi bırakıp gelinlikle arabasına atlıyor ve tam gaz günlerce, haftalarca araba kullanıyor. Arizona’dan Alaska’ya kadar gidiyor. Sadece benzin alıyor, tuvalete gidiyor, bir şeyler yiyor ve bunlar dışında tek yaptığı şey araba kullanmak. Tam ölmek üzereyken, Tanrı’nın unuttuğu bir yerde, kar kış kıyamet arasında arabası bozuluyor. Can havliyle kendisini bir mağaraya atıyor. Orada yaralarından, sıkıntılarından ve hayatından kaçmış, inzivaya çekilmiş Henry’le karşılaşıyor. Onların çarpışması, tanışması, birbirlerine kalplerini, travmalarını açmaları… Travmaların buluşturduğu iki insan… Ve ikisinin meteor taşı gibi çarpışması. Daha birçok sürprizimiz var. Bir yandan aşk hikayesi ama bir yandan da daha fazlası. Yani katmanları var. Eğlenceli ve bir o kadar da hafiflikte derinliği olan bir oyun.

“Kozmik Yaralar” ekibine dahil olma süreciniz nasıl oldu?

Yusuf: SBR uzun süredir çok güzel işler yapmış bir tiyatro. Benim bu ekibe dahil olma sürecim “Sağanak” oyunuyla gelişti. O zamandan beri Çağrı’yla, SBR ile tanışıklığımız vardı. Miray da tiyatroyu, yeni oyunları, yeni akımları, modelleri takip eden bir oyuncu arkadaşımız. Bildiğim kadarıyla hem mesleki hem de meslekten tat alma konusunda geliştirdikleri ortaklıkla Çağrı’yla da bu anlamda haşır neşirler. Bu oyunu bulan da Miray zaten.

Miray: O da kozmik belki de… Ekip bile kozmik olarak bir şekilde buluştu.

Yusuf: İki kişilik bir oyun ve sanırım sahnede kurduğumuz iletişimin ilk anlaşması, tanıştığımız ilk anda gelişmeye başladı. Tabii ki yönetmenin, ışığın, dekorun desteği çok önemli ama birbirimizin gözüne baktığımız zaman bu işi yapabileceğimizi anladık. Benim ekibe dahil olma sürecim aslında Miray’ın gördüğü bir hayale Çağrı’nın inanması ve onu yorumlaması noktasında oldu. Üretirken tanıştığımız çok güzel bir dostluk gelişti ve o anlamda çok mutluyum.

Lucie Lue’nun “Brilliant Traces” oyununu sahneye uyarlamaya karar verdiğinizde neydi dikkatinizi çeken? Neydi size kendini sevdiren?  

Çağrı: Deney. Bilmediğim kodların üzerine gitmeyi seven biriyim fakat bakıldığında pek tarzım olan bir oyun yapısında değil Kozmik Yaralar. Ama Güneş’le içinde hayal kuracak, farklı bir perspektiften bakacak güzel alanlar bulduk. Bir nebze yeni bir dile giriş yaptık. Mutluyuz.

Miray: New York’ta Actor Studio’da Yüksek Lisans eğitimi aldım. O zamanlar bizim okulda oynamıştı bu oyun ve çok hoşuma gitmişti. Değişik, derin ve eğlenceli bulmuştum. Ayrıca oyunun hafifliği de vardı. Aklımın bir köşesinde kaldı. 4 yıl orada yaşadım ve buraya döndüğümde Çağrı’yla tanıştık, dost olduk. Bir şeyler yapalım diye düşünüp bununla ilgili sürekli sohbet ediyorduk. İki kişilik oyunları çok seviyorum, Yusuf da seviyor. Geriye dönüp baktığımda o oyun aklıma geldi ve o anda benim kafamda bir ışık yandı. Baştan sona tekrar okudum, hikayenin, karakterlerin içine girdim. bir şeyler söyleyen bir oyun olduğunu düşündüm. Çağrı’yla konuştum bu oyunu yapalım diye… Yurt dışında çok sayıda uyarlaması yapılmış ama Türkiye’de daha önce hiç sahnelenmemiş, bu anlamda ilk olacak. Çağrı ve Güneş, bambaşka bir reji yapıp bambaşka bir açıdan ele aldılar oyunu. Daha sofistike, daha sanatsal bir yaklaşım getirdiler.

Yurt dışında okumuşsun, orada hiç oyunculuk deneyimin oldu mu?

Miray: 12 Öfkeli Adam oyununda yer aldım. Bunun filmi de var, Oscar aldı hatta. Ama filmde sırf erkekler yer alıyor. Oyunda kadın erkek karışıktı. Değiştirip modernize etmişlerdi. Avrupalı, komedisi bol bir rol var. Onu oynadım. Bir de Meksikalı bir yazarın oyununda yer aldım. Üç kişilik bir oyundu. Kısa filmlerde rol aldım. Bir de uzun metraj filmde Filistinli bir kız rolünü oynadım. Türkiye’de ilk kez sahneye çıkacağım ve zor bir oyunla başlamış olacağım. Ancak bu oyun benim için çok öğretici oldu. Heyecanlı ve mutluyum.

kozmik-yaralar-sbr-tiyatro-yusuf-akgünSBR’de ilk Sağanak’ta oynadın. Aynı ekiple devam etmenin güvenli alanda kalmak gibi bir anlamı var mı senin için?

Yusuf: Gerçekten de uzun süredir parçası olma fırsatı bulduğum için kendimi çok şanslı ve özgür hissettiğim, en önemlisi de kendimi gerçekleştirebildiğim bir ekipleyim. Bu ekipte herkesin kendini gerçekleştirebilmesinin yolları açılıyor. Destekleyici bir yaratma potansiyelinin içinde öyle bir alan açılmasıyla çok daha özgür bir üretimin içinde olabiliyorsun. Aşağı yukarı hepimiz aynı yaştayız. Çok farklılıklarımız olmasına karşılık aynı dili konuşabiliyoruz, aynı dili geliştirebiliyoruz. Ben yaklaşık 4-5 yıldır bu ekiple birlikteyim. Ama SBR çok daha köklü bir ekip. Gerçekten de evim gibi hissettiğim, parçası olduğum için çok şanslı olduğumu düşündüğüm bir yer.

Nasıl bir farklılıkla ya da işleyişle izleyici karşısına çıkıyor oyun? Değiştirilen, özgünleştirilen yerler…

Miray: Kesinlikle metnin özüne çok sadık kalındı. Metni Barış Arman çevirdi. Hiçbir şekilde yeni eklemeler yapılmadı ya da çok büyük değişikliklere gidilmedi. Ama bazı yerleri kendimize göre kestik, ona göre uyarlandı. Çünkü bizim yönetmenlerimiz oyunu çok daha kozmik, otantik, değişik, modern bir yerden ele aldılar.

Kozmik Yaralar’ın oluşum süreci nasıl gelişti? 

Çağrı: İki aylık sıkı bir prova süreci, metnin bizi ittiği realistik dünyadan uzaklaşmaya çalışmak ve aslında satır aralarından bir dünya yaratmaya çalışmak… Bu oyun, “biricik”i aradığımız yer olabilir sanırım.

Çekici olan tarafı ne olabilir? İzleyici için yaptığınız…

Miray: Bir kere ilişkimizdeki katmanları daha da derinleştiren bir reji oldu. Onun dışında gerek tasarımı gerek oyunu sahneye koyuş biçimi olsun çekici… Günlük hayat gibi gerçekçi bir şey yapmak yerine daha zamansız ve mekansız, nerede olduğu belli olmayan evrensel bir şey kuruldu. Dünyanın neresine gidersen git, anlam bulabilecek bir mekan, reji, oyunculuk, içsellik… Dünyanın her yerinde aynı dilin, duyguların paylaşılacağı bir şey oldu. O açıdan çekici.

Bu zamansız mekansız oyunda izleyici de kendi kozmik yarasıyla ilgili bir farkındalık olur mu? Ya da bastırdığı bir şey ortaya çıkar mı?

Miray: Kesinlikle olur. Kendisiyle özdeşleşir. Hepimiz bastırıyoruz, reddediyoruz. Bence farkındalık gelir.

Yusuf: Güneş’in aslında ifade etmek istediği ve Çağrı’nın da aynı şekilde düşündüğü; “bir an yaratılması ve burada yaşadığı şeyin onun hayatında bir iz bırakabilmesi”. Bir şeylerin değiştirilmesi ve başka bir şeye yöneltilebilmesi gibi. Bu tiyatronun üzerine bir misyon almasından bahsetmiyorum ama sahnede gösterilenin müzikalitesi olarak hedeflediği bir yer böyle. “Kozmik Yaralar” da bu anlamda herkese aşina gelebilecek bir hikaye. İki insanın tanışması hem çok derindir hem çok mahremdir. Tüm bunları barındırırken de üçüncü bir kişinin varlığının olmaması o anı çok eşsiz, kendi içinde hakiki fakat gerçekleşmeyecek bir yerde tutabilir. Çünkü olayı gerçekleştirebilecek gözlemci yoktur. Ancak burada seyircinin varlığıyla beraber bu tanışma halinin ne kadar derin olduğunun yanında ne kadar eğlenceli ve merak uyandıran bir nokta olduğunu da bir kere daha hatırladığımız ve hatırlattığımız bir oyun.  

kozmik-yaralar-sbr-tiyatro-22010 yılında yönettiğin “Ateş Yüzlü” isimli oyundan bugüne… Oyunlar arasında “Hamdım, piştim” dediğin bir geçiş süresi var mı sana göre? İşler kolaylaştı mı yoksa geliştikçe daha mı karmaşıklaşıyor acaba?

Çağrı: Aslında daha eskisi de mevcut. İlk rejim ve ilk prodüksiyonumuz 2007’de yaptığımız “Düşlerimle Düştüm”. Her gün pişiyorum. Bazen kavruluyorum. Ama soğuk bakma yeteneği edindim sanırım ve bu da işime yarıyor sanki. Biz bir ekibiz ve her yaştaki her duygumuzun, hatamızın peşinden gitmeye devam ettik. Hep beraber değişiyor, gelişiyoruz. Hatta artık bizden daha genç arkadaşlarımızla birlikteyiz. Beraber güzel hatalar yapalım demek için; harika insanlarlayız.

Ekranlardan tanıyoruz seni. Bir oyunda ünlü bir isim olması izleyici için farklılık yaratıyor mu? “Bu bildiğim isim gidip sahnede göreyim” diye mi daha çok geliyorlar yoksa tiyatro izleyicisi daha özel bir yerde mi duruyor, isimler yerine salt oyunla mı ilgileniyor?

Yusuf: Bilmiyorum, ilgilendiğim bir şey değil. İnsanların buraya gelmesinin tek sebebini iyi oyun izlemek olduğunu düşünmek istiyorum.

Miray:Bence etkisi oluyor. İnsanların ekranda gördüğü isimler ilgisini çekebilir ve sahnede izlemek isteyebilirler. Dikkat çekmek açısından bir faktör ama yine de önemli olan oyunun iyi olması.

Bence bu da bir misyon. Mesela normalde hiç oyun izlemeyen biri ekrandan tanıdığı isim için tiyatroya gidebilir. Tiyatro onun için çekicileşebilir…

Yusuf: Ben seyirci olarak beğendiğim bir oyuncunun ne yaptığını tabii ki merak ediyorum. Ama şimdi seyirci olarak bu soruyu cevaplamıyorum. Mesleğimi yapan bir insan olarak şunu düşünüyorum; “ben bu dile, anlatıma, hikayeye ne kadar katkı sağlayabilirim?” İnsanların buraya neden geldiğini, düşünmek, değerlendirmek benim işim değil. Çok önemli bir ekip işi yapıyoruz. Siz de mesela buraya gelip bunu merak eden insanlar olarak bunun bir parçasısınız. Ben bunun oyunculuk parçasını oluşturuyorum sadece.

“Tiyatroya gidilmiyor” şikâyetlerinin gittikçe azaldığı bir dönemdeyiz sanki. Oyuncu ve yönetmen olarak siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çağrı: Tiyatroya gidiliyor, hep gidilecek. Hatta hiç beklemediğimiz tiyatro prodüktörleri ortaya çıkmaya başladı. Bunlar iyi gelişmeler. Benim tek korkum sermayelerin; seyirci algısını ve havuzu tekelleştirme çabası olabilir. Medyanın başına gelen erozyon tiyatronun da kaderi olmasın isterim. Tek sakıncam bu. Ama dijital dünya güçlendikçe ona mukavemet  eden  tiyatro sanatı sonsuzlaşmaya devam edecek.

Ne mutlu ki alternatif veya özel tiyatrolar da çok tercih edilmeye başlandı. Daha büyük prodüksiyonlara ya da çok büyük projelere karşılık alternatif tiyatrolar bir çıkış alanı yakaladı gibi…

Yusuf: Aslında biz burada evrensel bir yapıdan bahsediyoruz. “Alternatifi var mı, yok mu” demekten ziyade; tiyatronun her yere taşınabilecek olması önemli. Her yere taşınabilen ve değişken bir yapı olması. Bu yapının içinde alternatif ya da merkez gibi etiketlerle ilgilenmeden, tiyatro yapmaktan bahsedebileceğimiz bir yer olması… Ama tabii ki insanların tiyatroya tekrar yönlenmesi; hem tiyatro için hem de yönelen ve oraya gidip bir şeyleri alan, hisseden insanlar için çok muhteşem.

Yoruma kapalı.