Seyhan Arman: İnsanın ruhu saçına, başına göre değişmiyor

Dünya üzerinde altı milyar, dokuz yüz otuz bir milyon, yetmiş beş bin, beş yüz doksan yedi insan arasında tek bir tane olduğumuzu hatırlatarak başlamak istiyorum yazıma… Biraz zor bir giriş olduğunun farkındayım ☺ Bu röportaj konuğum çok özel ve güzel bir insan. Hayatın ne demek olduğunu bilen, her şeyden önce insan olmanın önemini bilen biri Seyhan Arman. Kendisi transseksüel bir kadın. Sadece dış görüntüsü değil ruhunun ne istediği ve hissettiği de çok önemli tabii ki kendisi için. Hayatını da buna göre şekillendirmeyi başarmış. Halk dilinde “kötü yola düşmeden” hayatını kurtarmış, başka transseksüel bireylere de örnek ve destek olmuş başarılı bir oyuncu/yazar.

Öncelikle rica etsem bize hikâyenizi kısaca anlatır mısınız? Seyhan ARMAN kimdir? Seyhan, “Seyhan” olmadan önce ismi, cismi ne idi, nerede yaşardı? Bütün bu yaşadıkları yüzünden ağır travmalar geçirdi mi?

Seyhan hep “Seyhan”dı. 38 yaşındayım 39 yıldır Seyhan’ım. Ana rahmine düştüğümden beri. Yani bende bir değişiklik yok. Adanalıyım. 2000 yılından beri İstanbul’da yaşıyorum. Açıkçası çok ağır travmalarım var mı bilemiyorum; savunma mekanizmam eskiyi/negatifi siliyor sanırım. Geçmişe baktığımda “vay be, neler yaşadım ben” diyecek bir durumum yok. Elbette ki küçücük bir çocukken bile kendime sorduğum “Neyim ben?” sorusu bile başlı başına bir travma. Ama dediğim gibi iyi işleyen bir savunma mekanizmam var ve negatif durumlar yok bende. Bir gün bir yerde ortaya çıkar mı bilemiyorum. Çıkarsa o zaman bakarız ☺

Ameliyata karar vermesi? Kimlik değişim süreci?

Hangi ameliyata? Hangi karar? Size böyle bir beyanım olmadı ama eminsiniz buna sanırım ☺ Transeksüelliğin ameliyat olup olmama, saçının uzunluğu, meme protezinin olup olmaması vs. ile alakası yok. Transeksülsen transeksüelsin demektir. Fiziksel görünüşün, değişimin falan önemsiz. İnsanın ruhu saçına, başına göre değişmiyor.

Oyunculuk yapmak, farklı karakterlere bürünmek;

olmadığım kişiyi oynamak durumunda bırakan zamanların acısını çıkartmak

Peki, her röportaj da ya da yeni ortamda bu şekilde irdelenmek, geçmişinizin sorulması sizi rahatsız ediyor mu? “Ayy yine mi?” diye baygınlık geldiği oluyor mu?

Sonuçta zorla röportaj yapmıyorlar. Çok sıkılırsam reddederim olur biter. Bugün cevaplamam gereken 3 röportaj var ve sizinki 2. Bir önceki röportajı yanıtlarken “Bu da soru mu?” diye cevapladım mesela. Yani sıkılırsam “Ayy yine mi?”dersem o cevabı aynen söylüyorum. Bir önceki cevabıma bakabilirsiniz. Sanırım patavatsızım ☺

Her şeye rağmen istediğiniz işi yapıyorsunuz ve başarılı da oldunuz. Ödüller aldınız. Sizi ilk defa “Küründen Kabare”de izledim ve çok etkilendim. Oyunda birden fazla karakter, ses ve duygu var. Tahmin edilenin üstünde bir çaba/çalışma/istek. Oyunculuk alanında aldığınız eğitimden bahsedebilir miyiz?

seyhan-arman-1Evet biraz zor oldu ama mutluyum. 15 yaşımdan beri sahnelerdeyim. Palyaçolukta yaptım, tıpatıp show da. Çocuk oyunu da oynadım, sokak performansı da yaptım. Sanırım oyunculuk yapmak, farklı karakterlere bürünmek; bir dönem beni rahatsız eden, olmadığım kişiyi oynamak durumunda bırakan zamanların acısını çıkartmama yardımcı oluyor. Alaylı oyuncuyum. Birlikte çalıştığım, çok şey öğrendiğim hocalarım oldu tabii ki. En önemlisi yada bakış açımı şu anki duruma getiren Engin Alkan’dır. 3 oyunda rejide çalıştım, workshoplarına katıldım. İki farklı konservatuvara gitseydim Engin beyden öğrendiklerimi öğrenemezdim sanırım. Öğrenmeye de devam edeceğim umarım.

“Küründen Kabare” sizin yazıp oynadığınız ilk oyun. Başlamak için bunu özellikle mi seçtiniz? Oyunun konusunu biraz açabilir miyiz? 

Tiyatrodan para kazanamadığım için show yapıyorum. Matmazel Coco isimli bir karakterim var ve hafta sonları sahneye çıkarak onunla para kazanıyorum. Bir yandan da tiyatro sahnesinde olmak istiyorum ama bir ekiple çalışmak onlara uymak demek. Bu sebeple tek kişilik oyun yapmalıyım diye düşündüm. Aslında bir trans kadın hikayesi anlatmayı hiç istemedim çünkü benden beklenilen buymuş gibi geliyordu. Önce başka bir oyun yazdım ama şartlar beni bu oyunu yapmaya yönlendirdi. Sırf kendi ön yargılarımdan, “aman yanlış olmasın” diye düşündüğümden dolayı da çok uzun süre çalıştım “Küründen Kabare” için. Tabii geldiğim noktada “iyi ki” diyorum.

Bundan sonra yazabileceğiniz başka bir oyun konusu olarak ne düşünürsünüz mesela? Var mı böyle bir niyetiniz ya da çalışma başlangıcınız?

İlk yazdığım ‘’Coco Nasıl Kurtulur?’’ oyunu var. Şimdilerde yazdığım iki farklı oyun da var. Bir tanesini sırf komedi olsun diye yazmaya başladım; mesaj kaygısı olmasın, azıcık gülelim istedim ama fark etmeden altını toplumsal cinsiyetle ilgili döşemişim. Derdim büyük demek ki ☺ Ama çok komik oldu.

Huysuz Virjin’in Matmazel Coco’yu

izlemesini çok isterim

Matmazel Coco bayağı popüler bir karakter. Eğlence sektöründe hatırı sayılır bir namı var. Coco’nun öyküsünden de biraz nasiplenelim ☺

5-6 yıldır var olan bir karakter “Matmazel Coco”. Bir sunucu. İnteraktif doğaçlama yapan bir komedyen. Aslında bir drag queen. O kendisini hala star zanneden, biraz hadsiz, biraz patavatsız ama tatlı dilli bir kadın. Belli ki erkeklerle olan gönül ilişkilerinin haddi hesabı yok ama o “Matmazel” olduğunun iddiasında. En önemli amacı “Madam” olmak ☺ Kabarede de canlı orkestra ile sahneye çıkıyor, klüpte de. Bir bakıyorsunuz ciddi bir şirket toplantısında boy gösteriyor, bir bakıyorsunuz bir doğum günü partisinde. Aslında eğlence dünyasında baya popüler bir karakter kendisi.

seyhan-arman-2

Bir nevi “modern” Huysuz Virjin havası estiriyorsunuz. Birçok komedyen için zor olan bu tipleme sizin doğalınız bu gibi duruyor. Ne kadar doğru bu düşüncem?

Önümüzde başka örnek olmadığı için “Huysuz Virjin” benzetmesi yapılıyor mecburen. Aslında çok alakaları yok. Elbette ikisi de drag queen performansçısı olduğu için, sivri dilleri vb yanları olduğu için benzetiliyor. Ama özgün bir karakter Coco. Yanlış anlaşılmasın, Huysuz Virjin’e benzetilmek benim için negatif değil. Aksine bu kadar başarılı bir isim ile anılmak gurur verici. Sadece farklı karakterler demek istiyorum. Huysuz Virjin’in Matmazel Coco’yu izlemesini çok isterim mesela. Ondan dinlemek isterim, aynı mıyız değil miyiz? Yani dışarıdan nasıl göründüğünü pek bilmiyorum tabii. Doğallığa gelince; aslında benim doğalım değil. Ben Seyhan olarak da sivri dilliyim, ironik bir dilim var ama Matmazel Coco, Seyhan’ın çok çok abartılısı. Çok gerçek bir yerden ele alıyor her şeyi ama benim için o anların hepsi rol.

Olduğum durumdan

“her şeye rağmen” mutluyum

İçinde bulunduğunuz durumu dramatize etmeyi hiç sevmiyorsunuz bunu biliyorum ama samimi olmak gerekirse, düşündüğünüzde içselleştirdiğiniz acılarınız, kızgınlıklarınız, kırgınlıklarınız var mı? (Sektöre/Topluma)

Elbette vardır, olmaz olur mu? Hepimiz için geçerli bu durumlar. Fakat özellikle dramatize etmeyeyim diye bir çaba sarf etmiyorum. Gerçekten böyle düşünüyorum. Sanki bu toplumda tek acı çeken, ya da zorluklarla karşılaşan ben miyim? İnsanlar neler yaşıyorlar görüyoruz. Yiyecek ekmeği zor bulanlar var. Ben her halime şükrediyorum. Görece bir çok arkadaşıma göre daha şanslıyım; istediğim işi yapıyorum, aç değilim açıkta değilim, kendi seçimlerimi yapıyorum vs… Olduğum durumdan “her şeye rağmen” mutluyum.

Transseksüelliğe olan “tü kaka” bakış açısı Ayta Sözeri ile yumuşamış olabilir gibi geliyor. Neredeyse herkes tarafından izlenen ve sevilen bir film için “cuk!” oturmuş bir karakter ve yüz oldu. Bu durumdan kimsenin rahatsız olduğunu asla düşünmüyorum mesela. Aksine çok sevildi tutuldu. Sizi de sahnede izlediğimde aynı duyguyu hissettim. Trans bireylerin mağdur edebiyatı yapmadan ayakta kalma çabaları çok samimi/gerçek aslında.

Bütün bunları göz önünde bulundurarak şunu sormak isterim: Abartılı/aykırı tavır, kıyafet ve makyajla topluma kendini doğru ifade ettiklerini/edebildiklerini düşünüyor musunuz? Bunu eleştiriyor musunuz?

Her insan birbirinden farklıdır. Birisi abartılı davranıyor diye genelleme yapılmaması gerekir. Zaten benim bütün mücadelem bu aynılaştırma için. Sokağa çıkın bir bakın; erkeklerin hepsi aynı mı? Kadınlar birbirinin kopyası mı? Ya da çocuklar, Artvinliler, hemşireler, kasaplar, sarı saçlılar vs… Hayır, hepsi birbirinden farklı düşünceye, görünüşe, bakış açısına sahipler. Madem herkes birbirinden farklı, transseksüeller neden aynı olsun? Abartılı olanı da var, sade olanı da. İyisi de, kötüsü de. Ayrıca aslında zannettiğimiz gibi “Abartılı transeksüel” imajı eskide kalmış durumda. Eskiden örnek yoktu, hepimiz bir modeli benimsemiştik. Sonuçta bu toplumla birlikte büyüyoruz ve yargılarımız aynı. Öyle zannediyorduk. Yıllarca olamadığın bir şeye kavuşunca abartmak gerekiyormuş gibi. ‘’Transeksüellik’’ öyleymiş gibi. Ama şimdi anlıyor ve görüyoruz ki tek tip olmak zorunda değiliz, herkes ne hissediyorsa öyle oluyor zaten. Yani bahsettiğiniz şey artık bir klişe.

O yüzleşmeyi yapan aileler;

çocuklarına “artık” sımsıkı sarılıyor

Zeki Müren’i, Bülent Ersoy’u ayakta alkışlayan da bir toplumuz aslına baktığımızda. Ama iş kendi aile bireylerine döndüğünde durum biraz farklı oluyor galiba. Burada bir ikiyüzlülük var diyebilir miyiz? 

seyhan-arman-3Aslında tam tersi iş kendi aile bireylerine döndüğünde daha kabullenici oluyorsun. Oyunda da dediğim gibi “Aileler etiketi kötü olan durumları çocuklarının üzerine konduramazlar”. Aslında bütün mesele bu. Hepimiz çocuğumuz doktor olsun istiyoruz. Bir yarışmaya katılıp kazanamayan çocuğumuz/kardeşimiz/akrabamız için hep bahanemiz oluyor: “Ebru Gündeş bizim kızı çekemedi, ondan” diyoruz. Yani hep en üstte görmek istiyoruz. Etiketi bu kadar kötü olan bir durumla karşılaşınca da afallıyoruz, inkar ediyoruz, bazen reddediyoruz ama bir şekilde yüzleşmek durumunda kalıyoruz. O yüzleşmeyi yapan aileler çocuklarına “artık” sımsıkı sarılıyor. Tabii bunda o çocukların ayaklarının üzerinde dimdik durması da etkili oluyor. Önceden biz de eksik, ayıp, günah olduğunu düşünüyorduk. E sen polisi görüp kaçarsan polis de seni kovalar. İster suçlu ol ister suçsuz. Yani o kabul etmeme durumları falan çok eskide kaldı. Artık teknoloji çağı, bir tıkla her şeyi öğreniyor, görüyorsun. Bütün bunlara rağmen aşamayan, yüzleşemeyen, toplum baskısından çekinen, çocuğunu öldürmeye kadar giden aileler yok mu? Elbette var. Ama bence her şey yeni jenerasyonla daha da iyi olacak. Zeki Müren ve Bülent Ersoy mevzusuna gelirsek sayfalarca konuşsak bitmez o mevzu, o ikiyüzlülük. Sonuçta Zeki Müren “paşa”, Bülent Ersoy “ucube”. Neden ucube? Çünkü inkar edemeyecekleri bir gerçeklikle duruyor herkesin karşısında.

Kutluğ Ataman’ın 28 Şubat sürecini anlatacağı yeni filmi “Hilal, Feza ve Diğer Gezegenler”in çekimleri için start verildi, takip ettiğim kadarıyla. Filmin kadrosunda olmanızın yanı sıra Hande Ataizi’ne de transseksüel bir kadını canlandırması için koçluk yapıyorsunuz sanırım. Daha önce oyuncu koçluğu gibi bir deneyiminiz olmuş muydu? Filmin çekimleri nasıl gidiyor?

Aslında Hande Ataizi’ne koçluk yapmadım. Elbette bu süreçte genel anlamda fikrim soruldu ama koçluk yapmadım kimseye. Hande benim oyunu izledi ve basına yansıdı. Sanırım bu sebeple böyle bir durum oluştu ama değil. Daha önce koçluk yaptım evet. Çekimler bitti. Benim için güzel bir deneyim oldu. Iphone ile çekildi film. Ve Kutluğ Ataman ile çalışmak güzel bir tecrübe. İlk defa ne çektiğimi hiç izlemeden bir projede oldum. Tabii nasıl bir sonuç çıkacak çok bilmiyorum. Güzel bir iş diye düşünüyorum, beklentim yüksek  ama montajdan sonra hep beraber göreceğiz.

Son olarak bize aylık programınızı verebilirseniz harika oyununuzu duyuralım, daha çok izleyiciye ulaşıp kendinizi kendiniz anlatın ☺ Sizi sizden izlemek dinlemek çok daha tatmin edici.

Çok teşekkür ederim. Ayrıntılı bilgi ve programa web sitemizden yada sosyal medya hesaplarımızdan ulaşılabilir.

19 Mart Kadıköy Emek Tiyatrosu
21 Mart Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi
27 Mart Karaköy İkincikat Sahne
9 Nisan Ataşehir Das Das Tiyatro
12 Nisan Karaköy İkincikat Sahne
23 Nisan Kadıköy Emek Tiyatrosu
24 Nisan Karaköy İkincikat Sahne

Keyifli sohbetiniz ve samimiyetiniz için çok çok teşekkürler. Sevgiler…

Peki bu yazı hakkında sizin görüşleriniz ve yorumunuz nedir?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.