Şevket Çoruh: Baba Sahne’de ezber bozacağız

Sevgili Şevket Çoruh’un gelecek nesillere kıyağı olan Baba Sahne’deyiz. 1966 Model Mustang ve Thunderbird gibi klasik arabalarını ve bir çok mal varlığını tiyatro sahnesi için satmış bir adam düşünün. “Vay canına!” diyesi geliyor insanın salonun dışında daha. Ufak bir pasaj girişinden sonra sonuca varınca gerçekten “vaaay canına!”. İnanılmaz bir enerjisi var. Buram buram taze ahşap kokusu… Koltukların üzerinden naylonlar henüz kalkmamış. İnşaat devam ediyor… Ama aynı zamanda okumalar/provalar da başlamış. Salona girdiğimizde Barış Dinçel ve Günay Karacaoğlu’nun provasının ortasına düşüyoruz. Soğukta ısıtıcılar eşliğinde çalışıyorlar. Ne güzel insanlar… Zor şartlar altında yapılan bu güzelliği, bu el emeği göz nuru, alın terini görmezden gelmek imkansız. Bu güzelliği herkes duymalı, görmeli, yaşamalı diye düşünüyorum.  Okuma provasını bölüp bize vakit ayıran sevgili Şevket Çoruh’a teşekkür ediyor, yeni açtığı sahnesinde sonsuz başarılar diliyoruz…

Baba Sahne’nin var oluş hikayesini  bizim için anlatır mısınız?

sevket-coruh-roportaj-1Burası 1967 senesinde Mustafa Kemal Ekşioğlu isimli müteahhitin yapmış olduğu bir tiyatro salonu.  Salonu Yıldırım Önal için yapılmış olduğu söyleniyor. Yıldırım Önal Ankara’dan İstanbul’a geliyor ve bu tiyatrosever ağabeyimiz de onu çok sevdiğinden burada tiyatro yapması için burayı oluşturuyor. O zamanlar ismi “Özel Kadıköy Tiyatrosu”ymuş. 1967 ile 1970 yılları arasında Yıldırım Önal oynuyor. Arkasından Abdurrahman Palay, sonrasında da Nezih Tuncay “İl Tiyatrosu” oluyor. Ani İpekkaya, Çetin İpekkaya oynuyor. Bir dönem de Zafer Diper oynuyor. 80’lerde tiyatro hali bozuluyor, sahnesi kaldırılıyor yalnızca tek perdesi olan bir sinema salonu olarak devam ediyor.  Sonra tutunamıyor. 90’larda başka amaçlarda kullanılıyor. Atari salonu oluyor, depo oluyor vs… 2013-2014 gibi Hüseyin Avni Danyal satın alıyor ve yeniden tiyatro oluşturma girişiminde bulunuyor. Derken buranın satılık olduğu bilgisi bir şekilde kulağıma geliyor ve 2 sene önce tamamen tesadüfen 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde burayı satın alıyorum.  Ve 2 senedir “2 uzun senedir!” 🙂 inşaat devam ediyor. Sonuna geldik artık. Mart ayında da perdelerimizi açmaya çalışacağız. Kesin ve emin konuşamıyorum tabi ki, ama açacağız… Bu sezon gişemizi açıp, eksiklerimizi görüp, provalarımıza devam edebileceğimiz bir yer haline getirmeye çalışacağız. Asıl önümüzdeki sezonda açılış oyunlarımızı oynamaya başlayacağız.

Çok meşakkatli bir yol seçtiniz “Keşke daha rahat, daha kolay olsaydı”, “Daha hazır olan bir yol seçseydim.” gibi düşünceleriniz oldu mu bu yolda?

Türkiye’de hazır, hiç uğraşmayacağınız bir tiyatroyu kimse önünüze koyup vermez. Böyle bir şey imkansız. Bu ülkede sanat yapıyorsanız buna alışmak zorundasınız. Tiyatro salonu bulma konusundaki ızdırabımız yeni değil. Ben bu işe başlayıp sahneye çıktığımdan  bu yana, abilerimizin, ablalarımızın, bizlerin de büyük bir üzüntüyle karşımıza çıkan şey hep oydu. Tiyatro sahneleri, salonları çok kötü. Düğün salonlarından, konferans salonlarından çevirme salonlar. Hatta okul sıralarının üst üste bağlandığı, üstünde oyun oynandığı yerler olurdu. 80’ler de 90’lar da hızla kapatılmaya başlanan sinema salonları, tiyatro salonları. Kapatılıp açılmayan, hatta yakılan, neden kapatıldığı yok edildiği bilinmeyen, Türkiye’nin göz bebeği olması gereken tiyatro salonları vardı. Tepebaşı Dram Tiyatrosu, Şan Tiyatrosu, Muammer Karaca, Emek Sineması, AKM gibi bir çok salon ve yerleşik yer kapatılırken, Kadıköy’ün merkezinde çok önemli bir noktada, Bahariye caddesinin üzerinde böyle bir mekanın olması, burayı keşfetmemiz, sahip olmamız, gelecek kuşaklara da olanak ve umut olması için çalışıyoruz. Memnunuz, mutluyuz ama keşkeler hayatımızda var tabi ki, olmazsa olmazımız. Çünkü buna alıştırıldık, ama kendi açımızdan buna hayır diyecek, engelleyecek bir yer açmak istedik.

Çevirttiğiniz ve yazdırdığınız oyunlar olduğunu duymuştuk. Repertuvar belli oldu mu? Hangi oyun ile açılışı yapacaksınız?

Evet, yurt dışından çevirttiğimiz ve Türkiye’de yazdırdığımız oyunlar oldu. Biraz müşkülpesentlik yapıyoruz. Çünkü bizim için çok kıymetli bir yer. Bunlar çok önemli anlar. Seyirciyle bunu paylaşmak istiyoruz. 200 – 300’ün üzerinde oyun araştırdık baktık. Hem ekibimize hem tiyatro salonumuza uygun, seyircimizi de kucaklayacak oyunlar aradık. Şu anda repertuvarı söylemeyeyim, zaten bunu deklare edeceğiz, yavaş yavaş belli oluyor. Özellikle önümüzdeki sene ekim ayında tiyatro sezonumuzun  ilk açılışı olacak, o zaman birbirinden farklı oyunlarla kendi repertuvarımızı tam olarak oluşturmuş olacağız.

Kadronuz belli mi?

Kadromuz hemen hemen belli ama biraz seçtiğimiz oyunların karakterine göre de değişecek. Bizim kadromuz Türkiye’deki tüm oyuncular. Tiyatroya gönül vermiş herkes.

Yetiştirmek üzere…

Yok. Yetiştirmek üzere zaten bir okulumuz var bizim. Benim de tiyatromuzdaki birçok oyuncu arkadaşımın da mezun olduğu Müjdat Gezen Sanat Merkezi var. Burası yalnızca tiyatro/gösteri salonu olarak hizmet verecek.

sevket-coruh-roportaj-2

Peki siz hiç oyun yazma girişiminde bulundunuz mu?

Benn… yok. Ben oyun beğenmeme girişiminde bulunuyorum 🙂 Bu girişimi üstlendim 🙂 Bu yüzden bir çok oyun yazıldı, tekrar yazıldı.. İstediğimiz kıvamda oyun bulunmaya çalışıldı. Ama mutlaka bu ülkedeki yazar arkadaşlarımızın oyunlarını oynamak istiyoruz. Her sene mutlaka bir yerli oyun oynayacağız.

[su_quote]Genç arkadaşlar ellerindeki tiyatro oyunlarını göndersinler;

Seve seve değerlendiririz[/su_quote]

Yeterli buluyor musunuz Türkiye’ de oyun yazarlarını?

Yeterli fırsat verilirse olur tabi ama yıllardır gördüğümüz çok az insanın/tiyatronun, çok az tercih ettiği oyunlar oldu. Üniversitelerin yazarlık bölümlerinden mezun olmuş birçok genç insanın oyunları repertuvara alındı belki ama oynanmadı, cesaret verilmedi. Bu işle hayatını sürdürebilmek de imkansız. Tiyatro yazabilecek birçok arkadaşımız televizyon yazarlığı yapmaya başladı bu sebeple. Ama bu ezberi bozmak istiyoruz açıkçası. Genç arkadaşların ellerinde ki tiyatro oyunlarını bize ulaştırmalarını isteriz. Memnun da oluruz. Seve seve okuruz değerlendiririz ve  mutlaka repertuvarımıza alırız.

Oyunlarınız başka salonlarda da oynanacak mı ya da Baba Sahne’ye konuk olacak oyunlar olacak mı?

İstanbul’da genelde Baba Sahne’de oynayacağız ama başka şehirlere turnelere de gidebiliriz. Çünkü birden fazla oyun olacağı için belli haftalar burada, bazı oyunlarımız da dışarıda olabilir. Bununla ilgili bir rotasyon yapacağız. Ama Baba Sahne oyunlarını mutlaka Türkiye’nin birçok şehrine götürüp oralarda da oynayacağız. Dışarıdan gelecek oyunlara da salonumuz açık olacak tabi. Bizim oyunlarımız haricinde kalan günleri mutlaka paylaşacağız.

Tiyatro ve sahne sanatlarına gösterilen ilgiyle alakalı ne düşünüyorsunuz? Oyunculuk atölyeleri olsun açılan sahneler olsun, bir yükseliş var mı sizce?

sevket-coruh-roportaj-3Bir yükselme yok. Tabi bunu istatistikler belirler. Mesela şöyle bir şey söyleyebiliyor muyuz? “Bu yıl tiyatro salonlarını 15 milyon insan doldurdu.” Söyleyemiyoruz. İstanbul gibi büyük bir metropolde Avrupa standartlarında bir tane bile opera, tiyatro, gösteri merkezimiz/salonumuz yok. Küçük yerlere sıkışmış durumdalar. Bu koşullar içinde gelişmeden bahsetmek, çok ütopik. He şöyle kıvılcımlar var.  Genç cesaretli insanlar, sanat seven tiyatroyu seven, bu işten keyif alan insanlar var ve bu insanların çabaları var. Bu çabalar bizi heyecanlandırıyor tabi. Biz buna gelişme diyoruz, destekleyip yüceltiyoruz evet ama işin realitesi öyle değil. Bu realiteyi görmek için Türkiye’deki tiyatro seyirci sayısının istatistiklerine bakmak yeter.

Bununla ilgili söylediğiniz bir cümle var ”En hızlı yetim kalan şey sanat, sanatçılar, tiyatrocular, oyuncular…” demişsiniz başka bir röportajınızda.

E tabi öyle. Tarih bunu gösteriyor. En kolay mekanlarından çıkartılan, kovulan, ülkede ne olsa kapatılan… Türk tiyatro ve sanat tarihinde de birçok örneği var bunların…

[su_quote]Bir avuç insan da olsak;

kendi kalelerimizi kurmak,

savunmak zorundayız[/su_quote]

Tiyatro, televizyon, sinema, dizi, inşaat, perde, halı, koltuk, tuvalet kağıdı vs hepsine nasıl yetişiyorsunuz? Nasıl yaşıyorsunuz bu kargaşanın içinde?  Kendinize ayırabildiğiniz bir zaman dilimi oluyor mu?

Kendime ayırdığım zaman, bu tiyatronun inşaatında olduğum zaman aslında. Kendimiz için yaptığımız bir şey bu çünkü. Bizim için, tiyatroyu seven oyunculuk hevesi olan insanlar için. Burada mutlu oluyoruz çünkü bize altın tepsilerde uzatılmış/uzatılacak bir mekan yok. Ya da buna destek verecek insanlara zaten ulaşamıyoruz veya yok öyle insanlar. 2 sene boyunca hiç bir şekilde destek görmedi bu iş. Bu yüzden bu kadar uzadı. Belki bir toplu konut inşaatı olsaydı destek veren çok olurdu ama tiyatroya destek verecek kimse olmadı. Ama dediğim gibi bunlar beni mutsuz etmiyor. Evet, biz buyuz, bu kadarız ama güçlüyüz. Azıcık, bir avuç insanda olsak kendi kalelerimizi kurmak savunmak zorundayız. Bu yüzden “Baba Sahne” var.

Bu projede en büyük destekçiniz kimdi?

Beni bu mesleğe sürükleyen, bu süre içinde bana eğitim veren, ustalık yapan rahmetli olmuş hocalar, şu anda yaşayan bizim okulun bütün hocaları. Müjdat Gezen. O günden bu güne beraber çalıştığım arkadaşlarım. Elbette ki Günay Karacaoğlu, Barış Dinçel, İlker Ayrık, Caner Güler… Birçok insan var teker teker hepsini saydırtma şimdi 🙂 İnşaata gelen, arayıp soran manevi desteklerini eksik etmeyen, her seferinde yanımda olduklarını söyleyen, bu işin içinde olan, birçok abimiz, ablamız var tabi ki. Çok gurur verici. Onlar da gurur duyuyorlardır muhakkak. Beni çok keyiflendiriyor tabi ayakta durmamızı sağlayan şeyler bunlar.

Bu “sözünü sakınmaz” tavrınız avantaj mı sizin için? 🙂 Çok… “neyse o” çok… “gerçek” ?

Aslında bu sözümü sakınmış halim. Şimdi öyle görünmüyor dedin ama benim içimde ne fırtınalar var 🙂  O kadar çok söylenmesi gereken şey var ki, belki bunun yüzde 5’ini söylüyoruz yani yüzde 10’u bile değil. Söyleyecek sözden çok yapacağımız, yapmak istediklerimiz var. Sonuna kadar, gücümüzün yettiği, sağlığımızın el verdiği kadar bu iş için bir şeyler yapmalıyız. Bunun için de söylememiz gereken bir söz varsa söylemeliyiz. Söylemek durumundayız. Gelecek denen şeyi böyle oluşturmak zorundayız.

[su_quote]İç dünyamızda çok matah insanlar değiliz[/su_quote]

Yapılmış birçok röportaj ve söyleşinizi inceledim. Bir insan kendinden bahsetmeyi ancak bu kadar sevmez ve istemez. “Kendinizi nasıl tanıtırsınız?”, “Şevket Çoruh nasıl bir insan?”, “İç dünyası, hoşlandığı ve nefret ettiği yanları nelerdir?” gibi sorulara hep “Eeeehhh yine mi!” şeklinde bir yaklaşım, o surat ifadesi…

Yoook 🙂 iç dünyamı kimsenin merak edeceğini sanmıyorum. Öyle çok renkli bir iç dünyam falan da  yok zaten. İşte gördüğünüz gibiyim. Bizi yaptığımız işler belirler. Yoksa iç dünyamızda çok matah insanlar olduğumuzu düşünmüyorum.

sevket-coruh-roportaj-4

Bir yere yetişmek zorunda olmadan, yetiştirmek zorunda olduğunuz bir iş olmadan, sakin sessiz bir gün düşünsek nerede olmayı hayal edersiniz?

Uzaya yollarlarsa çok değişik olur benim için 🙂 İnsanın içindeki kavga gürültü hiç bitmiyor ki. Sakin sessiz bir yerde olsanız da içinizdeki kavgayı yanınızda taşıyorsunuz. Düşünen ve yüreği olan bir adamın sakin sessiz kalması çok zor…

Peki kızınızla aranız nasıl? Vakit geçirebiliyor musunuz? Yoğun iş temponuzdan şikayetçi oluyor mu?

Geçiriyorum. Geçirdim 19 sene 🙂 Şimdi üniversitede okuyor İstanbul’da, 2. sınıfta. Şimdi o düşünsün “babamla yeterli vakit geçiriyor muyum?” diye 🙂  Yeni üniversiteli olarak o benimle fazla vakit geçirmiyor aslında.

Onun sanat dünyasına bakışı nasıl? Anne ve babasına özenip kendi meslek tercihini sahneden yana kullanır mı?

Sahneden ziyade sinemayla daha çok ilgileniyor. Teknik tarafıyla. Görüntü yönetmeni olmak istiyor.  O konuda daha yetenekli olduğunu düşünüyor. Öyle de zaten.

“Sevenlerinizi bekleyen yeni projeler var mı?” gibi son bir soru soramayalı mıyım bilemedim 🙂 Çünkü biliyorum ki sonu olmayan, harika işlerin daha başındasınız ama paylaşmak istediğiniz bir yıl planı var mı?

Sinema projeleri var. Onun dışında daha çok bu sene 2017/2018 tiyatro sezonun hazırlıkları olacak. Bütün yaz Baba Sahne ekibi olarak buranın repertuvarı, yeni oyunlar, provalar, konserler var onları planlayacağız. Ve tiyatromuzun borçlarını ödeyeceğiz tabi ki çalışarak 🙂

Yoruma kapalı.