Ölümünün 128. yılında bir deha Van Gogh

Yaşarken varlığından bi:haber olunan, ne yaptığı anlaşılmayan, kıymeti bilinmeyen, ancak ölümünden sonra 37 yıllık hayatının sadece son 3-4 yılında yaptığı tablolarla resim dünyasının ölümsüz isimleri arasına giren bir isim Vincent Van Gogh… Ölümünün 128. yılında kendisini saygı ile selamlamak istedik.

Vincent Van Gogh, 30 Mart 1853 tarihinde, Hollanda’da bir köy papazının oğlu olarak dünyaya geldi. 12 yaşında iken her şeyi yavaş kavraması yüzünden eğitimini yarıda bıraktı. 16 yaşına geldiğinde, önce La Haye’de sonra ise sırasıyla Brüksel ve Londra’da Goupil Galerileri’nde resim satış memuru olarak görev aldı. Kiracı olarak yaşadığı evin kızı Ursula Loyer’a ettiği evlilik teklifinin reddedilmesi üzerine de ilk bunalımını geçirdi. Bu bunalımın üzerine hiçbir yerde barınamayan Van Gogh, evine geri döndü.

Vincent van Gogh – Patates Yiyenler (1885) / Van Gogh Museum

İşsiz kalan ve ne yapmak istediğini de bilmeyen Van Gogh, bazı resim galerileri ve müzelerini dolaşıyor ve bunun yanısıra resim yapıyordu. Bu arada farklı ülkeleri gezmeye başladı. Rahip yardımcılığından lisan öğretmenliğine kadar pek çok iş yaparken aynı zamanda ilahiyat dersleri aldı. Sefalet içinde yüzen ve sadakalarla geçinen Van Gogh hastalığa yenik düştü. Ölmek üzereyken kardeşi Theo gelip onu kurtardı ve Brüksel’e götürdü. Ancak bu ruhani dengesini iyice bozdu ve Tanrı’ya olan inancını yitirmesine sebep oldu.

Brüksel’e dönen Van Gogh, ressam Ridden van Rappart’tan dersler almaya başladı ve ondan perspektifle anatomi öğrendi. Kardeşinin resim kabiliyetini farkeden Theo ona maddi anlamda yardım ediyordu.

Vincent van Gogh – Rhone Üzerinde Yıldızlı Gece (1888) / Musée d’Orsay, Paris

Ailesi Etten şehrine yerleşmiş olan Gogh, onların yanına dönünce dul olan kuzeni Kate’e aşık oldu ve ona evlenme teklifi etti. Ancak bu teklif de ilkinde olduğu gibi red cevabı aldı. Ünlü ressam Mauve akrabasıydı. Ondan resim dersleri alan Van Gogh, ilk yağlı boya resimlerini 1881-1883 tarihleri arasında yaptı. Bir süre Clasina Maria Hoornik ismindeki bir hayat kadını ile birlikte yaşadı. 1883 yılına kadar La Haye’de kalan ressam tekrar ailesinin yanına döndü. Komşularından Margot Begemann ile birlikte olmaya başladı. Ancak ailesi evlenmelerine onay vermeyince Begemann intihara kalkıştı. Bu intihar teşebbüsü öncesinde de dengesi bozulmuş olan Van Gogh’u tamamen altüst etti.

1885 yılında babasının ölümü ile Paris’te yaşayan kardeşi Theo’nun yanına yerleşti. Yine kardeşinin yardımları ile her türlü resim malzemesine sahip oldu ve Ressam Cormon’un atölyesine kaydoldu. Burada empresyonist ressamlarla tanıştı. İçinde varolan sonsuz insan sevgisi ve merhamet duygularını bir türlü dile getiremediği için bunları boyalarla resmetmeye başladı. Paris’te kaldığı bir yıl boyunca 200’den fazla resim yapmıştı. 1888’de Lautrec’in yönlendirmesiyle her daim güneşli olan Arles Kasabası’na gitti. Akdeniz’in laciverti onu adeta büyüledi.

Vincent van Gogh – Yıldızlı Gece (1889) / Museum of Modern Art

Van Gogh, resmi o kadar çok seviyordu ki bazen boya yiyor ya da yediği yemeklere renk versin diye içlerine boya katıyordu. Bu resim sevgisi günden güne bir nevi takıntı haline gelmeye başlamıştı.

Vincent van Gogh – Hospital in Arles (1888)

Fransa’da bir çok ünlü sanatçı ile tanışmış olsa da, Paul Gauguin’i kafasında tanrılaştırmıştı. Uzun uğraşlar ve davetler sonucunda Gauguin’i Arles’teki evinde misafir etmeyi başardı. Hoş bir rekabet ve müthiş sanat sohbetleriyle süren ilk zamanlar yerini, Van Gogh’un tarlada güneş altında çalışmaktan iyice bozulan sinirleri ve Gauguin’in küstah tavırları nedeniyle sert tartışmalara bıraktı. 23 Aralık 1888 gecesi artık tahammülü kalmayan Van Gogh, eline geçirdiği bir jiletle Gauguin’in boğazını kesmeye çalıştı. Yaşanan arbedede Gauguin kaçmayı başardı. Ancak Van Gogh, o hırsla kendi kulağını kesti.

Gauguin kaçtıktan sonra ağır bir kriz geçirdiği düşünülen Vincent’in, kestiği kulağını bir zarfa koyup şehrin genelevinde çalışan bir kıza verdiği düşünüldü. Ancak yıllar sonra yakınlardaki bir çiftçinin kızı olan Gabrielle Berlatier’e gönderdiği ortaya çıkmıştır.

Yaşananlar üzerine kardeşi Theo, Paris’ten geldi ve Van Gogh’un isteği üzerine onu yakınlardaki bir akıl hastanesine yatırdı. Hayaller görmeye başlayan ressam, ömrünün geri kalanını akıl hastanesi ve resim yapmak için gittiği başak tarlaları arasında geçirdi. Sarıyı resmettiği eserlerde öylesine iyi kullanmıştır ki “Van Gogh Sarısı” tabirinin doğmasına sebep olmuştur. Sarı rengin depresyon rengi olması mı, sürekli içtiği içkinin gözünde bir hasara neden olması mı yoksa epilepsi hastalığı mı bu rengin bu kadar muazzam kullanılmasına neden olmuştur bilinmez.

Vincent van Gogh – Buğday Tarlası ve Kargalar (1890) / Van Gogh Museum

Artık yolun sonuna gelmişti, bunu hissediyordu. 27 Temmuz 1890 tarihinde Auvers’te yine resim yapmak üzere gittiği başak tarlasında, karnı ile göğsü arasına bir kurşun sıktı. 2 gün sonra 29 Temmuz’da yaşama veda etti.

Vincent van Gogh – Arles’te Kırmızı Bağ (1888) / Puşkin Müzesi

Vincent Van Gogh, kendinden önceki tüm anlayış ve kuramları yıkmış, kendinden sonra gelen Fauve ressamlarına öncülük etmiştir. Boya kullanımında özgürlüğün gücünü ispatlamıştır. 1890 yılında Mercure de France Dergisi’nde, hayatta iken farkına varılmayan bu deha hakkında yazılan ilk yazı yayınlandı. Aslında çok acıdır ki “Kırmızı Üzüm Bağı” isimli tablosu da, yaşarken satılan ilk ve son tablosu oldu.

Yoruma kapalı.