Mustafa Özarslan: Hayata Türkü Gibi Baktım

Edip Cansever’e “Herkes türküsünü elbet kendi sesiyle söyler, insanın dili boynuna kement olur mu?” diye soran Şükrü Erbaş’a bin sevgi ve selam ile başlıyorum satırlarıma. Çünkü bu sözleri ne zaman okusam “O” düşer aklıma. Sesi içimizi dağlayan, neşesi anımıza cemre düşüren, özüne, sözüne, sazına sahip çıkan güzel insan Mustafa Özarslan’dan bir başkası değildir o.

1994 yılında Grup Çığ’ı kuran Özarslan, 2004 yılından itibaren solo albümleriyle yolculuğuna devam ediyor. Uzun yıllardır çıktığı sayısız konser ve çeşitli etkinliklerle de sevenleriyle düzenli olarak buluşuyor. Ankara’da yaşayan sanatçı, grup ismiyle aynı adı taşıyan mekanında hem sahne alıp hem de çok kıymetli türkü dostlarını ağırlıyor. Zamanının büyük bir kısmı turnelerde geçen Özarslan’ı bir İstanbul etkinliğinde ziyaret edip kısa bir söyleşi yaptık.

Mustafa Özarslan ismini duymamış kimse yoktur sanıyorum ki. Ama yine de seni yeni tanıyacak arkadaşlar için biraz kendinden bahseder misin?

Sivas/Şarkışla doğumluyum. Âşık Veysel’in yetiştiği toprakların genetiğinin yüklediği kodlardan dolayı olsa gerek türkü dinledim, türkü söyledim, hayata türkü gibi baktım ve kendimi türkülerle ifade etme gayretindeyim. 93 yılında Grup Çığ oluşumuyla birlikte sesimizi insanlarla buluşturduk. Bireysel, karışık birçok Grup Çığ albümü yaptık ve yeni üretimler yapma çabalarımız devam ediyor. Yurtiçi-yurtdışı konserleri ve yeni festival projeleri ile günler gelip geçiyor.

Hissetmeden hissettirmeniz mümkün değil.

Müzik sevgin ağır bastığı için memurluktan istifa ettin ve müzik dünyası sana kapılarını açtı. Başarının sırrı içinde taşıdığın müzik sevgisine bağlıdır diyebilir miyiz? Nedir bu işin sırrı?

Evet, aslında İşletme Fakültesi mezunuyum ve 7 yıl devlet memurluğu yaptım. Başarının sırrı yaptığınız şeyi çok sevip, içselleştirmekten ve bunu da çalışarak geliştirmekten geçiyor. Sonuçta duygu yoğunluğu olan bir alan bu. Hissetmeden hissettirmeniz mümkün değil.

Mustafa Özarslan’dan bahsedin derlerse şunları söyleyebilirim: Türkü yorumlayan bir sanatçı ya da türküleri diğer evrensel müzik türleri ile harmanlayan bir yorumcu. Bu harmanlama, sentez olayını bir üretim olarak düşünürsek; bu tarz üretimlerin içerisinde olmanızda türkülerin kültürleri bütünleştirici özelliğinin etkisi vardır diyebilir miyiz?

Dünyanın birçok yerinde ortak yaşamsal kaygılar, ilişki tarzları, örf – adetler ve ölüm, ayrılık, aşk gibi temalar benzerlik gösterdiği için bunların müzikle anlatımı da benzerlik gösteriyor. Diller farklı ama müzikal motifler benzer. Dolayısıyla sizin tarlada çapa yaparken nineleriniz söylediği çifte havası ile Afrika-Amerika’daki pamuk tarlasında çalışan köle zencinin duygularını türkü-şarkı ile ifadesi harmanlandığında aynı oluyor. Ayrıca türkülerdeki melodik zenginlik her zaman olmasa da caz, blues, rock müzikal formları ile icra edildiğinde hoş icralar çıkabiliyor. Ama biz teorik bilgisi olmadan deneme yanılma yöntemiyle bir şeyler icra ettik, müzik insanlarının hoşgörüsüne sığınarak.

Gerek Grup Çığ’ın içerisinde gerekse farklı projelerde sizin kadar değerli sanatçı ve büyük ustalarla çalıştınız. Bu çalışmalar size ve sizlerle çalışanlara neler kattı?

Öncelikle kendi adıma tecrübe ve donanımı olan usta yorumcularla olmaktan onur duydum. Ve tabi ki onların tecrübeleri, müziğe ve hayata bakışlarından dersler almaya gayret ettim. Ortak bir değere imza atmanın gururuyla…

Müzikte ben oldum demek  ‘Artık nefes almaya ihtiyacım yok’ demekle eş anlamlıdır.

Ben kendi adıma çok uzun yıllardır takipteyim Mustafa Özarslan’ı hatta yaklaşık 11 yıldır. İstanbul’da olan sahne programları ve çeşitli halk konserlerinde gördüğüm; seni yürekten, ailesinden biriymişsin gibi seven bir dinleyici kitlesine sahip olduğun. Bu durum sende ben oldum duygusunu yaşattı mı?

Ustalarımızdan  “Dolu başak eğilir” diye öğrendik. Hele alanınız müzik gibi bir derya ise ancak “Ben damla olabildim mi acaba?” diye sormalısınız kendinize. Müzikte ben oldum demek  “Artık nefes almaya ihtiyacım yok” demekle eş anlamlıdır. Müzik-sanat yolculuğu uzun bir yoldur. Üretebildiğiniz sürece bu yoldaki iziniz kalıcı olabilir ancak. Ne mutlu yaşama iz bırakanlara, hoş bir seda bırakabilenlere.

Konserler, albümler, projeler vs. içerisinde en az ailenizle ilgili anılar yer alır.

İş gereği çok sık turnelere çıkıyorsun. Bu da ev, aile ve dostlarla ayrı geçen zamanlar demek oluyor. Bu dengeyi nasıl kuruyorsun? Ailene yetebiliyor musun?

En can yakan bölüm bu maalesef… Denge kurabilmemiz çok zor. Koşuşturmaca içerisinde elbette ailenin ihmal edilmesi söz konusu. Herkese yetişebilme ve mutlu edebilme şansımız ne yazık ki yok. Ama en çok siz mutsuz oluyorsunuz. Zaman hızlı ilerliyor. Konserler, albümler, projeler vs. içerisinde en az ailenizle ilgili anılar yer alır. Hep “Bir gün bu tempoyu düşürüp, aileme ve kendime zaman ayıracağım” dersiniz ama o gün bir türlü gelmez. Hüzünlü bir bekleyiş vesselam.

Yakın zamanda çok güzel bir proje ile karşımıza çıkmıştınız. Sevgili Tayfun Talipoğlu aramızdan ayrılmasaydı eğer Türkiye’nin dört bir yanında sizi izlemek, dinlemek için can atan insanlar vardı. “Efendisi Olmayan Kadınlar” amacına ulaşabildi mi? Bu projeyi devam ettirmeyi düşünüyor musun?

Tayfun abi derin izler ve yüreğimde yaralar bırakarak gitti. Sosyal mesajı ve bu ülke gerçeği olarak muhteşem bir konu “Efendisi Olmayan Kadınlar”… “Hayır!” demesini bilen ve mücadeleci kişilikleriyle topluma önder olan kadınları anlatıyoruz. Tabii ki anlatıyı müzikle destekliyorduk. Oyunda Tayfun abinin yükü ve güzel anlatımları çok önemli yer kaplıyordu. Projenin devamından yana karar aldık yazar/yönetmenle. Ve birkaç görüşme de yaptık. Ülke gündemi durulduğu zaman projenin devamı konusunda kesin kararımızı vereceğiz.

Sesinin güzelliği dışında sahnede yaptığın vokal efektlerle de biliniyorsun. Bununla ilgili herhangi bir eğitim söz konusu mu? Hatta bazı sosyal platformlarda senden Türkiye’nin Pavarottisi diye söz ediliyor. Bu yorumlar nasıl hissettiriyor?

Tabii ki dünyanın kabul ettiği bir sanatçıya benzetilmek keyifli. Hatta ulusal medyada haber yapılmış, türkü söyleyenlerden de beni konu etmişlerdi. Müzik eğitimim olmadığından bu vokal efekt yeteneğini taklit ve denemelerle geliştirdim. Türkülerin içinde de yer yer espri olarak kullanıyorum.

Türkü söylemek de türkü dinlemek de zordur.

Her şeyi hızlıca tükettiğimiz bu zamanda toplum olarak sanatçılardan da sürekli bir yeni albüm bekliyoruz. Ufukta gözüken yeni projeler vs var mı?

Bireysel albüm kayıtlarım yakın zamanda tamamlanmış olacak. Tek eserle katkıda bulunduğum müzisyen dostlarımın üç ya da dört albümü çıkacak. Sonrasında da Grup Çığ “Halaylar 2” albümü sevenlerimizle buluşacak.

Son olarak okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Türkü söylemek de türkü dinlemek de zordur. Söz ve melodi içeriğini kavramak herkesin harcı değildir. Ve inanın türkü dinleyerek, türkü dillendirerek güzel bir dünya yaratmak mümkün.

Ayrıca bize dinleyenlerimizle muhabbet etme şansı verdiğiniz için teşekkür ederiz.

Var olun…

Peki bu yazı hakkında sizin görüşleriniz ve yorumunuz nedir?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.