Güney Güneyan: Benim için ‘Komplike’ öncesi ve sonrası diye bir ayrım var!

Yayın alanında, tamamı özgün ve nitelikli içerikler üretip paylaşan bir yayın bulmanın zor olduğu günümüzde; Komplike Dergi bu anlamda önemli bir açığı kapatıyor. Alanında uzman yazarları ile çeşitli konulara getirdiği çok sesli yorumlarla okurlarına hitap ediyor. Güney Güneyan, derginin yayın yönetmeni ve hayatını neredeyse yazmakla geçiren genç bir yazar. Güneyan’la Komplike Dergi’yi kurma amacını, günümüzün okur profilini, internet ortamını ve yayıncılığını, gelecek hedeflerini konuştuk. Yakın bir zamanda basılı olarak çıkacak Komplike Dergi’yi ve yayın yönetmeni Güney Güneyan’ı daha yakından tanıyıp, anlayacağımız röportajımızı Nerde Ne Zaman okurları ile paylaşıyoruz.
Komplike Dergi ve ekibine sevgilerimizi gönderirken; çıktıkları matbu yolda dijital ortamda yakaladıkları başarının çok daha fazlasını elde etmelerini dileriz.

Komplike Dergi, bilimden felsefeye mitolojiden müziğe birçok dalı bünyesinde barındırarak çok geniş bir alanda karışımıza çıkıyor. Özünde anlatmak, yapmak istediği nedir? Gitmek istediği bir yön var mı?

Farklı ideolojilere sahip birçok insanı bir araya getiren bir yapımız mevcut. Bunun amacı da misyonumuzla ilgili. Çünkü bizler, sorunu oluşturan öğelerin tahlilini yapmaya gayret ediyoruz. Çalışmalarımızın tümünü de bu ölçütte sürdürüyoruz. Mevcut yayıncılık anlayışından hoşnut değilim. Bu gerek dergiler, gerek ise gazeteler için geçerli. Tek bir sesin yükseldiği yerde hep aynı söylenir. Bakıldığında fonetiği çarpıcı gelebilir. Fakat farklı seslerin yükseldiği bir yer kargaşa gibi dursa da bir bakıma düzenin ta kendisidir. Bu yazınsal yolculuğumuzun sonunun nereye varacağı konusunda hiçbir şüphem yok. Denenmemiş, objektif bir şeyi icra etme çabamız ile -eğer zihnimde şekillendiği şekilde ilerler ise- güzel bir varış noktasına gideceğiz. Aksi şekilde ilerlemesi için hiçbir sebep görünmüyor. Bu düşünce yıllardır beni heyecanlandırıyordu. Umarım ki bu heyecanı benim gibi tüm ekibimiz/aile bireylerimiz de varacağımız son noktaya kadar koruyacaktır.

Taptaze zihinler ile berrak sayfalar yaratıyoruz

Oldukça genç bir yayın yönetmenisiniz… Derginin dinamizmi için önemli bir etken olduğunu düşünüyorum… Yaş faktörünün avantaj ya da dezavantaj olduğu zamanlar, durumlar oluyor mu?

Yaşım itibari ile bu konuda pek sık söyleme şahit oluyorum. Oysa ki on yedi yaşımdan bu yana yazı işleri ile ilgili birçok proje içerisinde bulunduğum için aslına bakılır ise bu benim dışımdaki herkesi şaşırtıyor. Fakat bu açıdan bakılmamalı. Çünkü hayal edersiniz, emek verirsiniz ve nihai sonucu belirleyen tüm etkenler, bundan sonraki süreçten sonra gelişir. Ama yaş faktörünün dezavantajı kesinlikle bulunmuyor. Bahsettiğiniz üzere, derginin yaş ortalaması sanıyorum ki; yirmi altı civarındadır.  Bunun büyük ölçüde muazzam bir artı olduğunu söyleyebiliriz. Taptaze zihinler ile berrak sayfalar yaratıyoruz.

Farklı bütünlerde, ayrı ayrı yerlerde aynı işlevi gören birer parçayız

Farklı dergilerde de yazılar yazıyorsunuz… Basılı yayınlarda bu çok rastlanan bir şey değil ama online yayınlar birçok alışılmışı yıktı. Bunun yanı sıra kurucusu olduğunuz bir de derginiz var… “Rakip dergilerde neden yayın yapayım, kendi dergimde yayınlarım” gibi bir fikre kapılmıyor musunuz hiç? Yoksa tam tersi “Paylaştıkça çoğalırız” mantığında mısınız?

guney-guneyan-2Böyle bir tabu var. Ama oldukça yanlış! Kendime ayırdığım süre zarfında sürekli bir şeyler üretmeye çalışıyorum. Vaktim oldukça da farkı yayınlardan gelen talepleri kırmamaya özen gösteriyorum. İlerleyen zamanda başka yayınlarda da yazacağım. Bu tür konularda duvarlar ören ve kendini bu duruma şartlayan birçok birey var. Ama onlardan biri değilim. Aslında herkesin de bildiği şeyler var. Kabul etmek istemese de, herkes, herkesten bir bakıma haberdar. Çünkü bir avuç insanız. Bu bağlamda hiçbir dergi bizim rakibimiz değil. Birçok yayın sahibi ile paylaştığımız anlar, beraber vakit geçirdiğimiz zamanlar var. Dolayısı ile hiçbir zaman kimseyi rakip olarak görmedim. Farklı bütünlerde, ayrı ayrı yerlerde, aynı işlevi gören birer parçayız.

Komplike Dergi’nin içerikleri özgün yazılardan oluşuyor ve zengin bir konu çeşitliliği var. İçerikler gerçekten referans alınabilecek türde oldukça kaliteli… Özgün olmak zamanımızın genel sorunu iken siz bu şekilde içerik bulmakta zorlanmıyor musunuz?

Bir konuya açıklık getirmek isterim; dijital yayım ayağımızda çeviri metin yer almıyor ve içeriklerimizin tümü yazarlarımız tarafından oluşturuluyor. Her bir yazar uzmanlık alanında içerik üretiyor ve bu yazarların yetkinliği ile belirleniyor. Bu sebep ile bünyemizde akademisyen, müzikolog, pedagog, sosyolog ve birçok branştan temsilciler yer alıyor. Burası bir nevi lonca da diyebiliriz.

Yoğun bir tüketim çağındayız. Okumalar bile atıştırmalıklara dönmüş durumda. Okunma oranları nasıl, sizi tatmin ediyor mu? Derginin verilerini temel alarak günümüzün okur kitlesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence başka bir açıdan bu tüketim çılgınlığı da olabilir. Şüphesiz ki günümüzde küresel boyutta etki eden en büyük problem gibi görünüyor. Bunun farkındalığını da her geçen gün hissediyoruz. Geçen yıl 20 Ağustos’ta ilk yayınımızı dijital format ile yapmaya başlamıştık. Elektronik yayın süremiz boyunca, özellikle de ilk üç aylık süreçte çok mesafe kat ettik. Genel Türkiye sıralamasında Alexa’da 23.000 gibi bir sıralamadan giriş yaptık. Her şey pozitifti. Şuanda da öyle! Fakat edindiğimiz istatistik veriler gösteriyor ki; matbu sürece geçişimizi açıkladığımız süre sonrası bir durulma yaşandı. Ki bu normal karşılanabilir. Artık tüm enerjimizi matbu yayın için harcamaktayız. Bu da üretimimizde biraz daha dengeli grafik sağladı. Verilerimiz daha durağanlaştı. Fakat yine de umut verici. Çünkü uzun bir süredir yayım paylaşamıyoruz. Her gün yaptığımız yayım, matbu telaşımızdan dolayı artık haftada bir yayına hazırlanıyor.

Açıklamanızda 120 kişilik “nitelikli” bir yazar ekibinizin olduğu belirtiliyor. Ciddi sayılabilecek bir rakam. Bu kadar “nitelikli” yazarı bünyenize nasıl dâhil ettiniz? “Nitelik” kısmı neye göre şekilleniyor?

Derginin ekip üyelerinin birçoğu hep bir arada olduğum, sohbet ettiğim, tartıştığım, fikir alışverişi yaptığım insanlar. Komplike, henüz zihnimin bir köşesinde iken, şu an okunan şeyler bizim oturduğumuz masada hep konuşulan şeylerdi. Daha önce yayıma hazırladığımız yayınlar da vardı. Fakat benim için Komplike öncesi ve sonrası diye bir ayrım var. Nitekim sosyal bilimler alanında yayın yok denecek derecede az. Bu, benim için de durumun öncesi olarak tanımlanabilir. Bir de sonrası var; burada da Komplike’nin yayıma başladığı zaman, sonrasında eriştiğimiz zihinlerdeki bıraktığı o etki ile şekillendi, şekilleniyor. Umarım ki; kısa bir süre sonra daha farklı bir boyuta evrilecektir.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı verilere göre internette günlük ortalama üç saat harcıyormuşuz. Uzun bir süredir online yayın yapmakta olan bir derginin genel yayın yönetmeni olarak bunun kaçta kaçı verimli size göre?

Sosyal medya penetrasyonuna ilişkin geçtiğimiz yıl “Digital in 2017 Global Overview” adında bir rapor yayınlanmıştı. Yüz altı sayfalık o rapor göstermişti ki; aslına bakılır ise çok daha fazlasını harcamaktayız.  Fakat burada önemli olan ne kadar süre geçirdiğimiz değil, bu süre içerisinde ne kazandığımız ve neleri kaybettiğimizdir. Yani başka bir deyişle, rakamlar sadece istatistik verileri oluşturuyor. Verim konusu ise tamamen bireyden bireye farklılık gösteriyor.

Zihninizde ne kadar soru işareti var ise, taşıdığınız kafa içerisindeki yükünüz de o kadar ağır oluyor.

Şehirli insan profilinin oldukça değiştiğinden dert yanıyorsunuz. Hitap ettiğiniz kitlenin de aynı kesim olması yaptığınız işe nasıl yansıyor?

guney-guneyanEvet, fazlası ile! Ekibimizde de benim gibi düşünen birçok isim var. Zihninizde ne kadar soru işareti var ise, taşıdığınız kafa içerisindeki yükünüz de o kadar ağır oluyor. Birçok şeyden hoşnut değilim. Genel olarak bir hoşnutsuzluk var. Mükemmeliyetçi bir insan burada ne kadar mükemmeli bulabilir? İmkansız gibi! Bu sebep ile çalışmalarımıza da kısmi ya da bütün olarak bunu yansıtıyoruz. Çünkü kitle sosyolojisini ele aldığımız makaleler veya ilgili olduğunu düşündüğümüz birçok konu da sosyal bilimlerin bir parçası. Ahlak psikolojisi veya kaleme alınan her bir aktüel yazısı da bununla ilgili! Sonuç itibari ile; farkındalık ne kadar artıyor ise, hoşnutsuzluğunuz da bu duruma etki ediyor. Bu da elbette yaptığımız işlere yansıyor.

Aralıksız yazıyor, yazıyor ve yazıyorsunuz. Kağıt kalemle bu kadar haşır neşir olan birinden en beklenen hareket de bir kitap yazması olur. Var mı böyle bir niyetiniz? İlk romanı “Yosun” geliyor gibi bir yorum okudum ama doğruluk payı var mı?

Evet, nihayet! Uzun bir süredir içimde beklettiğim, gün yüzüne çıkarmak istediğim bir şeydi bu. Ve yakın bir zaman önce tamamladım. Editoryal süreçten yeni çıktı. Son incelemeler ve artık tasarım kısmına geçildi. Bir yayınevi ile anlaştık. Tasarım bittiği gibi onu da açıklamış olacağız.

İnsanlar evlerinde oturmayı bir lüks olarak görüyorlar.

Tiyatro, sinema, sahne sanatları, sergi gibi kültür sanat alanlarında gittikçe artan nüfustan bahsedebiliriz. Sonuçta kitap okumayan bir kimse bunlardan herhangi birine dâhil olamaz. Ülkemizde kitap okumaya kişi başına ayrılan sürenin yalnızca bir dakika olduğunu düşünürsek diğer branşlardaki artışı ne ile ilişkilendirebiliriz?

Tam anlamı ile korkunç! Fakat bunun sebebi de sadece sanat dallarına olan ilginin yoksunluğu değil! Büyükşehir, Anadolu ya da Trakya, hiçbir coğrafi bölge gözetmeksizin baktığınızda her insanın bir uğraşı söz konusu. Vakti olsa imkanı olmuyor, ya da imkanı varken vakti yok! Garip bir sarmal! Şehirler kalabalık ve betonlar her yanı sarmış durumda. Adım atacak yer yok. Evinizden çıkıp, caddeye inmek bile sorun teşkil ediyor. Bundan dolayı da insanlar evlerinde oturmayı bir lüks olarak görüyorlar ki haksız da değiller. Hiç kimsenin yaşamaya vakti kalmıyor. Ne konser, ne tiyatro, ne de sergiye gidilmiyor.

Sayfa arasındaki o kokuyu ciğerlerime çektiğimde; hiçbir zorluğun önemi kalmayacak.

Komplike Dergi’nin yakın zamanda raflarda yer alacağını duyduk. Online dergilerin birçoğunun hayalidir aslında basılı yayın yapmak. Her şeyin internet ortamına döndüğü günümüzde basılı olarak çıkma fikri nasıl oluştu? Çok meşakkatli olmasına rağmen bu sizi korkutmadı mı?

Dijital yayını uzun vadede düşünmüyordum. En fazla bir yıl kadar bu duruma göz yumacağımı düşünüyordum. Nitekim daha erken karar verdim. Ama kuruluşumuzun birinci yıl dönümünde bir lansman eşliğinde ilk sayımızı yayıma hazırlamış olacağız. Şuan yayım için pek küçük nüanslar kaldı. Sonrasında hazırız. Korku meselesine gelince; “korku duyulacak pek de bir şey yok!” diyemem; ama umut doluyum. Çünkü, ekibimdeki insanların gözlerindeki o ışığı görüyorum. Yayım için hazır hale geldiğimizde ve sayfa arasındaki o kokuyu ciğerlerime çektiğimde hiçbir zorluğun önemi kalmayacak. Bu duruma karşılık; ekipteki her bireyin duyduğu heyecanın, en az benim kadar olması karşısında gayet mutluyum. Emeklerinin filizlenişine şahit olacakları an daha da mutlu olacağım.

Basılı derginin içeriği de online platformdaki içeriklerden mi oluşacak?

Hayır. Tamamen özel hazırlanmış ve özenle tamamlanmış metinler yer alacak. Yine bünyemizdeki akademisyenler ve genç yazarlarımızdan oluşan oldukça güzel bir kadro ile selamlayacağız. Bizim ilk dileğimiz yazınsal dünyaya genç yazarlar kazandırmaktır. Ki böylece bunu başarmış olacağız.

Nasıl tasarladınız?

Minimalist, pastel ve komplike. Sanıyorum ki bizi anlatmak için bu üç kelime yeterli bir izdüşüm olur. Çizgimizden şaşmadan, var olan değerlerimizi ve ideallerimizi koruyarak bu işi tamamlamayı düşünüyoruz.

Ne aralıkla çıkacak, nerelerden ulaşılabilecek? Ve hedeflediğiniz nedir?

Aylık yayın olarak planlıyoruz. Fakat ilerleyen süreçlerde iki aylık da olabilir. Çünkü yüz sayfa olarak planlamasını yapmaktayız. Dolayısı ile böyle bir seçenek de ilerleyen süreçlerde gündeme gelebilir. Dağıtım noktalarına gelecek olur isek; belli başlı kitabevlerinde ve yalnızca web sitemizde yer alacak. Belki de yalnızca sitemizde online satışa sunulabilir. Bu konuda henüz net bir şey söylemek yersiz olur. İlerleyen süreçlerde herkesi kucaklamak dileği ile. Bu bizim açımızdan en kutsi hedeftir.

Editör: Asiye Köroğlu

Peki bu yazı hakkında sizin görüşleriniz ve yorumunuz nedir?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.