Ali Deniz Uslu: Durakları da yola dahil ederim

“Düşünüyorum da utandığında canı yanan kaç kişi var? Ve sahtelikten midesine ağrılar mıhlanan” diye soruyor Ali Deniz Uslu son kitabı “Asfalt Yengeci”nde. İki elin on parmağını geçmeyecek kadar az kişinin kaldığı bu devirde, sorusunun cevabı olan son destenin içinde kendisinin de olduğu çok aşikar. On parmak demişken kendisi on parmağında on marifet nadir insanlardan birisi aynı zamanda. Müziği, gazeteciliği, yazarlığı ve kültür sanat sevdası vasıflarını bünyesinde barındıran Uslu, şimdi de şiir kitabıyla karşımızda. İlerleyen zamanlarda da ismini çokça duyacağımız Ali Deniz Uslu’yla yaptığımız samimi röportajı sizlerle…

“Girdap Balıkçısı”, “Karganın Duyduğu” ve son olarak da “Asfalt Yengeci”. Alışılagelmiş isimlerin dışında olan ve bakıldığında iki kelimeden birinde hayvan ismi barındıran kitap isimlerinizi neye göre belirliyorsunuz? Özel bir anlamı var mı?

Kitapların ismi üzerine çok fazla kafa yormuyorum, genelde kitabın içinden bir metinden ilham alıyorum. Elbette bu metin de kitabın genel ruhunu, yaşadıklarımı ve derdimi yansıtıyor. Girdap Balıkçısı girdabına olta atan bir adamın hikayesi… Kaybettiklerini girdabında ararken yok olup gidiyor. İşin kötü yanı bunun farkında değil. Karganın Duyduğu’nda ise kendiyle hesaplaşamayanların yaşadıkları menem duruma yelken açıyorum. Asfalt Yengeci de kendi içimde yaptığım yolculuğun şimdilik son durağı. Benzer şeyler yaşıyoruz, ortak acılar, ortak sevinçler. Ben yalnızca onları kendi ruh eleğimden yansıtmaya çalışıyorum.

[su_quote]Kitaplarımda metinsel kaoslar yaratıyorum[/su_quote]

Gazetecilikten geliyorsunuz ve gazetede kısa yazılar yazmaya alışmış olmanızın kitaplarınızın şiir ve denemelerden oluşmasına etken olmuştur diyebilir miyiz?

ali-deniz-uslu-roportaj-1

Gazetecilikte önemli olan doğru bilgiyi en kısa ve net şekliyle vermektir. Elbette kalemim buna yatkın. Kendi kitaplarımda bilerek metinsel kaoslar yaratıyorum. Kelimelerle oynamayı, onları çıkmaza sokmayı seviyorum. Anlatmak istediğim ile okuyucunun zihninde canlananın farklı olması hoşuma gidiyor. Böylece onlarla bir diyaloğa girdiğimi düşünüyorum. Çünkü okuyucu metinler üzerine kafa yormak zorunda kalıyor, onunla çatışıyor.

Gazetede çok güzel röportajlarınız yayınlandı. Biriyle röportaj yapmak onun dünyasına girmek sizin için ne ifade ediyor? Keşke röportaj yapabilseydim ona özellikle şunu sorardım dediğiniz biri veya soru var mı?

Röportaj yapmayı hep çok sevdim. Hep istediğim ve merak ettiklerimi sordum. Çekinmedim, utanmadım, korkmadım. Çünkü gazetecilik benim zamanımda böyleydi. İyi sorular sorarsanız karşınızdakini deşifre edersiniz. Neleri sever, derdi nedir, neler yapmak ister… Bazen istediği gibi ifade edemez kendini ama onu dünyaya siz tercüme edersiniz. Bu anlamda yüzlerce röportaj yaptım, siyasetten sinemaya tiyatrodan müziğe… Ve dönüp baktığımda içimde kalmış bir isim de yok, sormak isteyip soramadığım soru da.

Sizin için sosyal medyada “müzik insanı” tanımlaması kullanılıyor. Müziğe olan tutkunuzu düşünürsek, sizin de İlker Kaleli-Güntaç Özdemir, Tuna Kiremitçi-Jehan Barbur, Birce Akalay-Alex örneklerindeki gibi bir oyuncu, yazar veya şarkıcı ile çalışma veya düet gibi bir düşünceniz var mı? Mesela yakın dostunuz olan Hayko Cepkin ile…

“Müzik insanı” tanımını seviyorum. Çünkü benim mayam müzik. Müzik yazarlığı ile başladım gazeteciliğe. Müzikte jüri üyeliği de yaptım, albüm prodüktörlüğü de. Lise yıllarımı gitarım sırtımda geçirdim. Sonra başka rüzgarlar beni bu noktaya getirdi. Müziğin mutfağını seviyorum, bestelediğim şiirlerim de var. Yakın gelecekte böyle bir şey düşünmesem de bazen hızlı tesadüfler daha çekilir kılıyor hayatı. Bekleyip görelim.

[su_quote]Zihnimin arka odalarına misafirler alıyorum[/su_quote]

“Asfalt Yengeci” kitabınızda “Okutulmayan dersler gibiyim, öyle sakıncalı müfredat yani…” derken neyi kastediyorsunuz? Aslında herkeste biraz var mıdır sakıncalı olan durumlar, zamanlar?

Herkes içinde tanımadığı insanları barındırır. Bir kişi yalnızca bir kişi değil, pek çok kişidir. Bazıları bunu bilir, bazıları bilmez, bazıları da bilmek istemez. Ben zihnimin arka odalarını dolaşmayı seviyorum, bazen oralara misafirler de alıyorum. Ruh iyilikten ve güzellikten oluşmuyor. Böyle olsa dünya yaşanabilir bir yer olurdu ama bunca savaş, bunca ölüm, her şey ortada. İyilik üzerine martaval okumak yerine herkes kendi içinde karanlıkla yüzleşmeli. Hem ironinin diğer tarafında da okutulmayan pek çok dersin, hayatı daha iyi anlamamıza faydası olduğu düşüncesindeyim. Çünkü kitaplarda yazanla gerçek dünya arasında büyük bir uçurum var. Bunu uçuruma düşenler iyi bilir.

ali-deniz-uslu-roportaj-2

Girdap Balıkçısı’nın siz olduğunu düşünürsek eğer hayatınızın arka fonunda müzik hiç susmuyordu diyebiliriz. Hiç susmasın dediğiniz müzikler, şarkılar, şarkıcılar hangileri?

Müzik hep olmalı, hava kadar su kadar ekmek kadar gerekli bize. Ben ise Rock’n Roll, Grunge ve Glam ile büyüdüm. Özellikle 90’lı yıllardaki müziğin evrimi beni çok besledi. Güzel yıllardı 90’lar. Nirvana, Pearl Jam, Metallica, Alice Cooper… Liste yerli yabancı uzayıp gider. Bir de müziği dinlemek kadar okumak gerektiği düşüncesindeyim. Türkiye’de müzik medyası kavramı maalesef oturmadı ama müziğin yalnızca müzik olmadığını bilmek gerekir.

[su_quote]Mayası ortak olan her şey bir diğerine dönüşebilir[/su_quote]

“İstanbullu Müzik Örneği” isimli bir yüksek lisans teziniz var ve son kitabınızdaki şiirleriniz de bol İstanbul temalı. İstanbul’a olan özel tutkunuzun sebebi nedir?

İstanbul her şey ile hiçbir şey arasındaki tek şehir benim için.  Burada yaşıyoruz, büyük ihtimalle burada öleceğiz. Aşkın, umudun, özgürlüğün, acının, öfkenin, siyasetin, müziğin, sanatın, daha doğrusu tarihi tanımı ile dünyanın merkezi İstanbul. Kurtulmak istesek de kaçamayacağımız bir şehir. Ne kadar uğraşsak da İstanbul’dan fazla uzağa gidemeyiz gibi hissediyorum. Zaten şiirlerimde, metinlerimde İstanbul ile marazlı ve kangren olan ilişkimiz de olanca çıplaklığı ile yazıyor.

Son dönemde özellikle artan kitapların sinema filmlerine, tiyatro oyunlarına uyarlanması hakkında neler düşünüyorsunuz? Siz de böyle bir çalışma yapmak ister misiniz?

Kitapların evrimine inanıyorum. Mayası ortak olan her şey bir diğerine dönüşebilir. Önemli olan hakkını vererek ve derdine inanarak bu dönüşümlerin yapılması. Benimse yakın gelecekte böyle bir planım yok. Ben kendi yazı evrenimde mutlu olan, yazarak soluk alan ve ondan başka da bir şey istemeyen bir adamım. Elbette metinsel bir ortaklık için gelecek her teklife yoldaş olurum.

Yolda kendi halinde yürüyen Ali Deniz Uslu’yu nasıl tanımlarsınız?  

Durakları da yola dahil ederim ben. Yürürken düşünürüm, dinlenirim, hatırlarım. Tanımların  da kısıtlamalar olduğuna inanırım. Kendimle ilgili ahkam kesmek de epey zor. Sıradanlığımla mutlu biriyim, özel bir yanım yok…

Dördüncü kitapta okuru neler bekliyor?

Dördüncü kitapta beni ne bekliyor onu ben de bilmiyorum. Sanırım öyküden romana uzanacak bir yola çıktım. Nereye giderim, nasıl giderim, döner miyim onu da bilmiyorum. Sanırım gideceğim yerden ziyade yolla ilgili benim hayallerim.

Ali Deniz Uslu’nun “Asfalt Yengeci” adlı son kitabını okumamış olanlar için tanıtım metni:

Denizinde hem dalga hem dinginlik var

ali-deniz-uslu-roportaj-3Gazeteci-yazar Ali Deniz Uslu, beklenen yeni kitabıyla okuyucuyla buluşuyor. İnkilap Kitapevi tarafından yayımlanan yeni kitabı Asfalt Yengeci ile yazar, kısa deneme ve öykülerle kurduğu metin yoluculuğuna bu kez şiirle devam ediyor.

Girdap Balıkçısı ve Karganın Duyduğu’ndan sonraki üçüncü kitabında Ali Deniz Uslu, şiirleriyle zihinlerin arka odalarına tekinsiz bir davette bulunuyor. Bu ayrıca, kışkırtıcı bir manifestonun da parçası. Algı ve anlamın kırılma noktalarında okuyucuyu yakalayan yazar, tekrar okumalarında farklı kapılara açılan sonsuz odalı bir labirentin kapısında bekliyor. Çünkü Uslu, kaleminden neyin döküldüğünü ve neden yazdığını iyi biliyor.

Denizinde hem dalga, hem fırtına, hem de dinginlik olan yazarın anlatılarında da insanın ruhuna dokunan bir bütünlük bulunuyor.

Yoruma kapalı.